|
Saruca Doğan unutma oğlum!
Vadesi yetmişse eğer, bir topçu güllesi bile koca bir imparatorluktan daha
ağır basar. Bin yıllık bir cihan imparatorluğunun bakiyesi ile yüz elli
senelik maziye sahip imparatorluk namzedi iki devlet karşı karşıya gelmiş
idi. Herkes sükût etmiş, yaklaşan bir nihâyetin ayak seslerini dinliyordu.
Bir devir son bulacaktı ve biz onun eşiğinde durduğumuzu biliyorduk. Akbatur, Arnaldo’nun necis
kellesini düşürme arzusunu bastırarak doğruldu. Yaralanmıştı. Kuvveti yavaş
yavaş tükeniyordu. Vücudu, uzak bir diyara doğru çekiliyormuşçasına hisleri sükût
etmeye başlamıştı. Cemaatin bir ağızdan tekbir getirdiğini işitti. Bir
Türk’ün bir Rum’a galip gelişini tebrik ettiklerini sanıyorlardı. Uğraşın
muzafferi olduğu halde kalbi mutmain, gönlü mesrur değildi. Atına doğru
yürürken, Yechiel’e verdiği sözü tutamamanın üzüntüsünü, zihnindeki su
testisi su yolunda kırılır sözü teselli ediyordu. Akbatur, Galata’nın o dar
sokağındaki kılıç uğraşında Arnaldo’ya galebe çalmıştı. Lakin bu galibiyet,
yalnız bir şemşir darbesiyle değil, asırlar evvel başlamış ve asırlar sonra
da devam edecek bir mücadelenin intikamıyla mühürlenmişti. |